GİRİŞ
Ayıptan sorumlulukta sorumsuzluk anlaşması TBK. m.221’de özel olarak düzenlenmiştir. Yasa koyucular bu hususa ayrı bir önem vererek genel sorumsuzluk anlaşmasındaki düzenlemelerin yetmeyeceği kanısına vararak ayrıca özel bir hüküm getirme gereği duymuşlardır. Bunun sebebi satış sözleşmesindeki ayıp hususunun önemidir. Çünkü satış sözleşmelerinde birçok ihtilaf ayıptan dolayı çıkmaktadır. Ayrıca şu hususu da belirmek gerekir ki; 818 Sayılı Borçlar Kanunu’ndaki m. 99 ve m. 196’daki tartışmalara son vermiştir.
Yazımda ayıptan sorumlulukta sorumsuzluk anlaşması geniş bir şekilde ele alınmaya çalışılmış ve bu husus hakkında doktrinsel tartışmalar ve sair görüşlere yer verilmeye çalışılmıştır.
BİRİNCİ BÖLÜM
I. Ayıptan Sorumlulukta Sorumsuzluk Anlaşmasının Tanımı Ve Hukuki Niteliği
1.Ayıptan Sorumlulukta Sorumsuzluk Anlaşmasının Tanımı
‘Taraflar yapacakları anlaşma ile borçlunun sorumluluğunu daraltabilirler. Buna ‘sorumsuzluk anlaşması’ denmektedir.’[1] Gerçektende doktrinde yapılan tanımlardan en beğendiğim tanım budur. Çünkü sorumsuzluk anlaşması tamamen sorumluluğu ortadan kaldırmamaktadır.
Şöyle ki TBK. M.115 sorumsuzluk anlaşmasını şu şekilde düzenlemiştir:
‘ Borçlunun ağır kusurundan sorumlu olmayacağına ilişkin önceden yapılan anlaşma kesin olarak hükümsüzdür.
Borçlunun alacaklı ile hizmet sözleşmesinden kaynaklanan herhangi bir borç sebebiyle sorumlu olmayacağına ilişkin olarak önceden yaptığı her türlü anlaşma kesin olarak hükümsüzdür.
Uzmanlığı gerektiren bir hizmet,meslek veya sanat, ancak kanun ya da yetkili makamlar tarafından verilen izinle yürütülebiliyorsa, borçlunun hafif kusurundan sorumlu olmayacağına ilişkin önceden yapılan anlaşma kesin olarak hükümsüzdür.’
Borçlar Kanunun m. 221’de Ayıptan sorumlulukta sorumsuzluk anlaşması şu şekilde düzenlenmiştir:
‘Satıcı satılanı ayıplı olarak devretmekte ağır kusurlu ise, ayıptan sorumluluğunu kaldıran veya sınırlayan her anlaşma kesin olarak hükümsüzdür.’[2]
‘Borçlu daha şumullü bir mesuliyeti ve yalnızca bütün kusurlardan değil, bilhassa kendisine tevdi edilen bir şeyin ziyaı halinde, kazaen vuku bulan zararlardan da mesul olmayı deruhde edebilir.’[3] Sorumsuzluk anlaşmaları doktrinde, ‘taraflar arasındaki bir sözleşmenin ihlali durumunda doğması muhtemel olan bir zarara ilişkin olarak, zarar doğmadan önce yapılan ve bu muhtemel zarar nedeniyle oluşacak olan tazminat talebinin doğmasını tamamen ya da kısmen engelleyen anlaşmalar olarak tanımlanmaktadır.’[4] Borca aykırı davranışla sorumluluk doğduktan sonra, borçlunun tazminat yükümlülüğünü bertaraf etmek veya azaltmak için tarafların yapacağı anlaşma, sorumsuzluk anlaşması değil, bir sulh veya ibra teşkil eder ve böyle bir anlaşma sadece hafif kusur için değil, her türlü kusuru (kasıt dahil) kapsayacak şekilde yapılabilir. [5]
Ayıptan sorumlulukta sorumsuzluk anlaşması borçlunun, gelecekte sattığı şeyden dolayı mesuliyetini sınırlayan bir anlaşmadır. Sınırlayan deyimini kullanmamın sebebi borçlunun ağır kusuru veya hileli bir davranışından dolayı bu anlaşmanın hükümsüz olmasından dolayıdır. Bu anlaşma mesuliyet doğduktan sonra yapılmaz. Doktrindeki görüşler ve kanunun ruhundan anlaşılacağı üzere bu anlaşma mesuliyet doğmadan yapılmalıdır, mesuliyet doğduktan sonra yapılan bir anlaşma sorumsuzluk anlaşması olmayacaktır. Kanımca ve doktrindeki çoğu görüş gibi mesuliyet doğduktan sonra yapılan bir anlaşma sulh ve ibra anlamına gelecektir.
Ayıplara karşı sorumluluğa ilişkin bu madde şahsi kanaatimce alıcıyı korumak için getirilen bir hükümdür. Kanun koyucu bu hususu düzenlemesi oldukça önemlidir. Çünkü alıcı satılan şeydeki ağır kusurları bilemeyecek durumda olduğu kanısındayım, ayrıca şu hususu da belirtmek isterim; kötü niyetli satıcılar bu düzenleme olmamış olsaydı alıcının haklarını zedeleyecek ve haksız bir şekilde kazanç sağlayacaktı. Bu durumda alıcı bu hususlarda mağdur olacaktı. Kanun koyucu başarılı bir kanun maddesi yaparak bu hususları geçmişten gelen tecrübe ile daha iyi bir hale getirilmiştir. Fakat ne yazık ki bu husus doktrinde yeteri kadar değer görmemiştir. Hâlbuki bu husus hayatın olağan akışında sıkça karşımıza çıkabilecek bir husustur.
2. Ayıptan Sorumlulukta Sorumsuzluk Anlaşmasının Hukuki Niteliği
Ayıplara karşı sorumlulukta sorumsuzluk anlaşmasının basit şekliyle bir sözleşmedir. Sözleşme olduğu için kanaatimce sözleşmenin geçerliliği için aranan şartlar bu anlaşma içinde aranacaktır.(TBK m.20,m.25) Bu anlaşma uygulamada genellikle yan edim olarak karşımıza çıkacaktır. Çünkü asıl edim olmaksızın böyle bir anlaşmanın yapılması hayatın olağan akışına aykırıdır. Yani iki kişi arasında bir hukuki ilişkiden doğabilecek bir sorun için sorumsuzluk anlaşması yapılır. Sorumsuzluk anlaşması yan edim olduğundan dolayı bu anlaşmanın hükümsüz olması asıl sözleşmeyi hükümsüz kılmayacaktır. Fakat asıl sözleşmede genel hükümlere aykırı olduğu takdirde her iki sözleşmede hükümsüz olacaktır.
Borçlar Hukuku özel hukuk alanında olduğu için ve genel prensip ‘bırakın yapsınlar bırakın etsinler’ olduğundan dolayı emredici hükümler sınırlı sayıdadır. Bu sebepten ötürü ayıplara karşı sorumluluğa ilişkin kanun hükümleri Türk Borçlar Kanunu’ndaki birçok hüküm gibi emredici nitelikte değildir. Bu sebeplerden dolayı satıcının ayıptan dolayı sorumluluğu, kural olarak sözleşme ile kaldırılabilir ya da sınırlandırılabilir. TBK. m.221’de bu hususa uyumlu bir şekilde düzenlenmiştir. Bu kaldırma veya sınırlandırma satıcının ileride doğacak herhangi bir borç doğumunu engellemeyi amaçlamaktadır. Bu yönden bakıldığında hem alıcı hem borçlu açısından bu işlem tasarruf işlemidir. Henüz mevcut olmayan ancak gelecekte doğması muhtemel bir hak üzerinde tasarrufta bulunmak hukuken mümkündür. Bu nedenle doğması muhtemel bir zararın tazminini talep hakkından da tasarruf edilebilmektedir. Muhtemel bir zararın tazmini talep ve iddiasında tasarruf etmek mümkündür. Bu gibi tasarruflar ancak muktazi muameleler hakkın doğumundan evvel yapılabildikleri takdirde mümkündürler. Ancak yapılmış olan hakkın doğumu ile birlikte meydana getirecektir. [6]
Ayıp sorumluluğu genelde lüzumlu vasıflarda kaldırılır; sorumluluğu tamamen veya kısmen kaldırma satıcının ağır kusurunun ve kastının olmadığı durumlarda geçerlidir. Ayrıca belirtmek gerekir ki bu anlaşmanın kanunda düzenlenmiş şekil şartı yoktur; yani ister yazılı şekilde ister sözlü şekilde yapılabilir. Aynı zamanda bu anlaşma açık veya örtülü şekilde yapılabilir. Açık bir şekilde yapılan ayıptan sorumlulukta sorumsuzluk anlaşmasına örnek olarak; satılan malın üzerinde ayıplı ibaresinin bulunmasıdır. Örtülü şekilde yapılan ayıptan sorumlulukta sorumsuzluk anlaşmasına örnek ise; Şeyin piyasadaki eş değerlerinden çok uygun fiyata satılmasıdır.
Kanımca yazılı yapılması uygulamada ispat için önemli bir husustur. Özellikle HMK. M.200’de belirtilen sınırı geçmesi durumunda yazılı olması hususu kaçınılmaz olmalıdır.
İKİNCİ BÖLÜM
II. Ayıptan Sorumlulukta Sorumsuzluk Anlaşmasının Geçerliliği ve Sınırları
1. Ayıptan Sorumlulukta Sorumsuzluk Anlaşmasının Geçerliliği
Yukarıda açıklandığı üzere ayıptan sorumlulukta sorumsuzluk anlaşması bir sözleşmedir. Bu sebepten ötürü tek taraflı irade beyanı ile böyle bir anlaşmanın yapılması mümkün değildir. Örneğin satılan mal geri alınmaz, satılan maldaki ayıplardan sorumlu değiliz gibi ilanlar.[7] Ancak alıcı satılanı aldığı sırada ayıpları biliyorsa , satıcı bu ayıptan dolayı sorumlu olmaz. Örneğin, alıcı malın hurda olduğunu bilerek malı alıyorsa bu sebepten dolayı satıcı sorumlu olmaz.
Ayıptan sorumlulukta sorumsuzluk anlaşmasının geçerli olması için iki tarafın karşılıklı irade beyanlarının uyması gerekmektedir. Ayrıca bu bir sözleşme olduğu için genel işlem şartlarına da uyması gerekmektedir.
TBK m. 221 gereğince ayıptan sorumluluğu sözleşme ile kaldırmak veya sınırlamak geçerlidir. Malın veya etiketin üzerine ‘ayıplı, yıpranmış, hasarlı, defolu veya bozuk mal yazarak bir şeyi satmak açık bir şekilde yapılmış sorumsuzluk anlaşmasıdır. Çünkü her iki tarafta iradelerini ortaya koymuş ve sonuç olarak bu tür mal satılmıştır. Fakat şahsi kanaatimce bu tür satılan şeylerdeki kusur satıcı tarafından alıcıya dürüstlük kuralı çerçevesinde anlatılmalıdır. Her ne kadar satılan şeyin üzerinde ayıplı,defolu yazılmış olsa da ileride başka bir ağır ayıp veya hileye dayanabilen bir durum ortaya çıkabilir. Satıcının belirttiği ayıptan başka bir ayıbın ortaya çıkmasından dolayı yine satıcı sorumlu olmalıdır. Çünkü satıcı bu konunun uzmanı niteliğinde olup böyle bir ayıbı bilme potansiyeli daha yüksektir. Bu hususa farklı bir boyuttan bakıldığında bu durumu hile kıstasının içerisine sokabilir.
Sözleşmede satım sınırları iyice belirtilmiş bir garanti verse bile bu yalnız başına yasal sorumluluğun kaldırıldığını göstermez. Böyle bir kaldırma açıkça belirtilmelidir.[8]
Yukarıda değinildiği üzere ayıptan sorumlulukta sorumsuzluk anlaşmasının geçerli olabilmesi için, satıcının satılanda bulunduğu bildiği bir ayıbı hile ile gizlememiş olması veya ayıplı mal devrinde ağır ihmal ile hareket etmemiş bulunması gerekir.
2. Ayıptan Sorumlulukta Sorumsuzluk Anlaşmasının Sınırları
Ayıptan sorumlulukta sorumsuzluk anlaşmasının sınırları kanunda açık bir şekilde çizilmeye çalışılmıştır. Fakat kanun lafzından sadece ‘satıcı satılanı ayıplı olarak devretmekte ağır kusurlu ise’ demiştir. 818 sayılı Borçlar Kanununda ise ağır kusurlu ifadesi yerine hile ile gizlemiş lafzı bulunmaktadır.6098 sayılı Borçlar Kanununda bu hususu da içeriğine alınarak düzenlenmiştir. Böylelikle hükmün kapsamı genişletilmiş ve uygulanabilirlik alanı artmıştır.
Ayıplara karşı sorumluluğa ilişkin bu madde şahsi kanaatimce alıcıyı korumak için getirilen bir hükümdür. Kanun koyucu bu hususu düzenlemesi oldukça önemlidir. Çünkü alıcının satılan şeydeki ağır kusurları bilemeyecek durumda olduğu kanısındayım, fakat alıcı bu ayıbı biliyorsa ve bunu bilerek bu şeyi alıyorsa burada ancak alıcının bildiği ayıptan başka bir ağır ayıp olması durumunda anlaşma hükümsüz kalacak ve satıcının ayıptan sorumluluğuna alıcı gidebilecektir. Ayrıca şu hususu da belirtmek isterim; kötü niyetli satıcılar bu düzenleme olmamış olsaydı alıcının haklarını zedeleyecek ve haksız bir şekilde kazanç sağlayacaktı. Bu durumda alıcı bu tür hususlarda mağdur olacaktı. Kanun koyucu başarılı bir kanun maddesi yaparak bu hususları geçmişten gelen tecrübe ve doktrin tartışmaları ile daha iyi bir hale getirilmiştir. Fakat ne yazık ki bu husus doktrinde yeteri kadar değer görmemiştir.
‘100 I/99 I maddeye göre, hile veya ağır kusur halinde duçar olmayı mesuliyetten borçlunun iptidaen beraatini tazammun edecek her şart batıldır.’[9] Kanun ve doktrindeki görüşler doğrultusunda ayıptan sorumlulukta sorumsuzluk anlaşmasının sınırı hile veya ağır kusurdur. Bu durumda anlaşma kesin olarak hükümsüz olacaktır. Her ne kadar EBK.’unda hile ile gizlemiş lafzı kullanılsa da Yargıtay Kararları incelendiğinde görüldüğü üzere uygulama şuan ki TBK hükümlerinin uygulanması gibidir.
‘Satıcının ağır kusurlu olması için;
- Belli niteliklerin varlığını veya eksikliklerin yokluğunu beyan etmesi veya susmasıyla alıcıda bu hususta bir yanılma uyandırması veya mevcut yanılmayı güçlendirmesi,
- Bu surette alıcıyı sözleşme yapmaya veya bu şartlar altında yapmaya sevk etmek kastının bulunması gerekir.[10]
Satıcı ayıbı saklama için bazı el çabuklukları yaparak, alıcının bulunmamasına çok önem verdiğini anladığı ayıpların varlığı hakkında sesini çıkarmamış, alıcı kişisel ilişkileri veya deneyimsizliği nedeniyle satıcıya güvenmiş ve oda bozuk mal vermiş ise satıcının ağır kusurlu olduğu kabul edilmelidir.’[11]
Satıcı, alıcıyı herhangi bir şekilde o maldaki ayıbı gizlemek için hareket etmiş veya alıcının tecrübesizliğinden yararlanıp kötü niyetli mal alıcıya satmış ise böyle bir anlaşma hükümsüzdür. İlk durumda hileli bir davranış vardır. İkinci durumda ise satıcı ağır kusurludur.
‘Satıcı, tekeffül ödevini kaldırırsa kendisi ve karşı akit için gizli kalmış olan ayıplardan sorumlu olmak istediğindi belirtmek gerekir. Bu sebeple böyle bir açıklamanın bağlayıcı olabilmesi, satıcının kendisince bilinen ayıpların alıcıdan saklı kaldığını ve diğer ayıpların gerçekten tarafından bilinmeyen ayıplar olduğunu kabul ettiğini gerekli kılar. Bu ilkeler gereğince her kim, alıcının sözleşme yapılırken ayıpları henüz bilemeyeceği ve yalnız bu sebepten onun için zarar verici olan tekeffül görevinin kaldırılmasına razı olacağı üzerine spekülasyon yaparsa, hileli davranıyor demektir. Satıcının hilesi durumunda, tekeffül borcunu sınırlayan kaldıran sözleşme kayıtları sonuç doğurmaz.’[12]
Sorumsuzluk anlaşmasına dair 818 sayılı Mülga Borçlar Kanunu’nun 196. Maddesiyle 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun 221. Maddesi, satıcının ayıptan sorumluluğunu kaldıran anlaşmalarda uygulanır. Bu sebeple ayıplı mal tesliminde ağır ihmali bulunan satıcı, sorumsuzluk anlaşmasından yararlanamaz. [13] Bu duruma göre, satıcının sadece ayıbı hileyle gizlemiş olması durumunda değil, satılanı ayıplı olarak devretmekte ağır kusurlu sayıldığı her durumda sorumsuzluk anlaşması geçersiz sayılır.
Durumun gerekli kıldığı, muayeneye anlaşılamayan ayıplar, gizli ayıptır. Alıcı gizli ayıpları araştırmakla yükümlü değildir. Fakat onları meydana çıkar çıkmaz hemen ihbar etmelidir. [14] Alıcıyı iğfal etmiş olan satıcı, ayıbın kendisine vaktinde ihbar edilmemiş olduğunu ileri sürerek sorumluluktan kurtulamaz. Bile bile aldatma yani hile varsa satıcı ne tam zamanında ayıpların ihbar edilmediğine ne de kısa zamanaşımı süresine dayanabilir.’ [15]
Görüldüğü üzere YHGK çok başarılı bir karar vermiştir. Hile durumu o kadar ağır bir durumdur ki ihbar zamanaşımı süresini bile bertaraf etmektedir. Bununla kıyasla ayıptan sorumsuzluk anlaşmasını hükümsüz kılması gayet doğaldır.
Ağır kusurun bir görünümünü oluşturan hileli davranıştan söz edilebilmesi için, satıcının belli vasıfların varlığını veya eksikliklerin yokluğunu söylemesi veya susmasıyla bu hususta bir yanılma uyandırması ya da mevcut yanılmayı güçlendirmesi, bu suretle alıcıyı sözleme yapmaya veya sözleşmede kararlaştırılan şartlar altında yapmaya sevk etmek kastının bulunması gerekir. Ne var ki satıcının sadece ayıbı hile ile gizlemiş olması durumu değil, satılanı ayıplı olarak devretmekte ağır kusurlu sayıldığı her durumda sorumsuzluk anlaşması geçersiz olacaktır.
Borçlar Kanunu madde 221’in düzenlemesi çerçevesinde, satıcının malın ayıplı olarak devredilmesinde ağır ihmal göstermesi ve meslekten satıcının bilmesi gereken ayıpların farkında olmaması ağır kusur nitelendirilecek ve sorumsuzluk anlaşmasının geçersiz sayılmasına yeterli olacaktır.
Ağır kusur oluşturan durumlar satıcının malın ayıplı olarak devredilmesinde ağır ihmal göstermesidir. Bu durum ağır kusur olarak nitelendirilmeli ve sorumsuzluk anlaşmasının geçersiz olması sonucunu doğurmalıdır. Sorumluluğu kaldıran anlaşma alıcının normal olarak düşünebileceği ayıpları tamamen dışında kalan ayıpları kapsamaz.[16]Fakat sorumluluğu kaldıran veya hafifleten anlaşmalar, duraksama halinde alıcı lehine yorumlanmalıdır.[17]
Sorumsuzluk anlaşmaları bazı hallerde kişileri zorla veya mecburen imzalatabilinmektedir. Örneğin bir satış sözleşmesinde satış sözleşmesi yapılırken alıcıya bilmeyerek bu tür bir anlaşma imzalatılmış olabilir. Şahsi kanaatimce bu anlaşma geçerli değildir. Çünkü kişi iradesini ortaya koymadan bu tür bir anlaşma yapmış bulunmaktadır. Aynı zamanda bazı anlaşmalarda iki taraf eşit olmamaktadır. Örneğin bir tarafı devlet idaresi ile yapılan bir anlaşmada karşı taraf ile devlet idaresi eşit değildir. Karşı tarafa bu anlaşma bir zorlamayla veyahut diretme ile imzalatılmış olabilir. Bu sebepten ötürü de bu tür bir sözleşmede karşı tarafın korunması gerekmektedir.
Bu hususta benim görüşümü destekler mahiyette doktrinde şu görüş mevcuttur. ‘Mesuliyet, hükümet tarafından imtiyaz suretiyle verilen bir sanatın icrasından tevellüt ediyorsa. Bu takdir de feragat batıldır, çünkü bu nevi bir sanatta (mesela; bir nakliyat, gaz, su veya elektrik işletmeleri) fiili bir inhisar mevcut olabilir. Bu inhisar karşısında alacaklı kendisine zorla kabul ettirilmek istenen mesuliyetin tenkis ve tahdidi şartına rıza göstermemek hususunda acizdir.’[18]
Doktrinde de değinildiği üzere, anılan maddedeki istisnai durumların değerlendirilmesi sırasında sorumsuzluk anlaşmasının temelinde genellikle sosyo-ekonomik dengesizliğin yattığı bu yasal sınırlamaların bu gerçeğin ışığı altında değerlendirilmesi gerektiği, sorumluluk anlaşmasının uygulama ve geçerlik alanının sınırlayan görüş ve çözümler, diğer hukuki esaslara aykırı düşmedikçe hoşgörü ile karşılanması ve genellikle kabul edilmesi gerektiği kabul edilmektedir. [19]
Yukarıdaki açıklamalarla beraber sorumsuzluk anlaşmasının sınırları anlaşmada açık bir şekilde ve dürüstlük kuralı çerçevesinde belirtilmelidir. Dürüstlük kuralı ve açık bir şekilde çerçevesi belirlenmeyen anlaşmalar geçerli olmamalıdır. Çünkü bu tür anlaşma niteliği gereği geleceğe etki eden bir anlaşmadır. Bu sebepten dolayı satıcı dürüst olmadığı takdirde alıcıyı bilerek aldatma (hile) kastı daha ağır basacak ve çerçevesi belirlenmediği için kötü niyetli bir şekilde başka hususlar hakkında da uygulama alanı bulup, alıcının haklarına zeval getirecektir.
ÜÇÜNCÜ BÖLÜM
III. 6502 Sayılı Tüketicinin Korunması Hakkındaki Kanun’un Düzenlemeleri ile 6098 Sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun Ayıptan Sorumlulukta Sorumsuzluk Anlaşmasının Karşılaştırılması
TKHK, TBK gibi ayıptan sorumlulukta sorumsuzluk anlaşmasını açık bir şekilde düzenlememiştir. Fakat TKHK’ un bazı maddelerinden ve gerekçesinden yola çıkılarak bu anlaşmanın bazı şekillerde yapılabileceği kabul edilebilmektedir. ‘TKHK’un genel gerekçesinde, bu kanunun hazırlanmasında, Avrupa Birliği Konseyinin ve Avrupa Birliği Bakanlar Konseyinin benimsediği 25 Temmuz 1985 tarihli direktifin 8. Maddesinde malda bulunan ve üçüncü kişilerin eyleminden doğmuş olsa bile, ayıbın yol açtığı zararlardan sorumluluğu kaldıran ya da sınırlayan koşulların geçersiz olduğu düzenlenmiştir. Aynı düzenlemeye göre, ayıp, tüketicinin ya da eylemlerinden onun sorumlu olduğu kişilerin kusurundan doğmuşsa, bu gibi ayıplardan sorumlu olunmayacağı hakkındaki koşullar geçerli olur.’[20]
TKHK m. 10:
İspat yükü
(1) Teslim tarihinden itibaren altı ay içinde ortaya çıkan ayıpların, teslim tarihinde var olduğu kabul edilir. Bu durumda malın ayıplı olmadığının ispatı satıcıya aittir. Bu karine, malın veya ayıbın niteliği ile bağdaşmıyor ise uygulanmaz.
(2) Tüketicinin, sözleşmenin kurulduğu tarihte ayıptan haberdar olduğu veya haberdar olmasının kendisinden beklendiği hâllerde, sözleşmeye aykırılık söz konusu olmaz. Bunların dışındaki ayıplara karşı tüketicinin seçimlik hakları saklıdır.
(3) Satışa sunulacak ayıplı mal üzerine ya da ambalajına, üretici, ithalatçı veya satıcı tarafından tüketicinin kolaylıkla okuyabileceği şekilde malın ayıbına ilişkin açıklayıcı bilgiyi içeren bir etiket konulur. Bu etiketin tüketiciye verilmesi veya ayıba ilişkin açıklayıcı bilginin tüketiciye verilen fatura, fiş veya satış belgesi üzerinde açıkça gösterilmesi zorunludur. Teknik düzenlemesine uygun olmayan ürünler ise hiçbir şekilde piyasaya arz edilemez. Bu ürünlere, Ürünlere İlişkin Teknik Mevzuatın Hazırlanması ve Uygulanmasına Dair Kanun ve ilgili diğer mevzuat hükümleri uygulanır.
Bu maddeye göre TBK. m.221’deki gibi açık bir şekilde yapılan sorumsuzluk anlaşması geçerlidir. Yani tüketicinin o şeyi alırken bildiği ayıptan dolayı satıcı sorumlu olmayacaktır. Fakat bu ayıbın ilerideki sonuçları tüketiciye iyi bir şekilde anlatılmalıdır, aksi takdir de tüketici satıcının sorumluluğuna gidebilecektir.
Türk Borçlar Kanunu’nun aksine bu anlaşma zımni bir şekilde yapılamayacaktır. Tüketiciye bu ayıpla ilgili detaylı bilgi verilmek zorundadır, aksi takdirde bu anlaşma hükümsüz kalacaktır. Kaldı ki TKHK 54/1’de şu husus belirtilmiştir.
TKHK m. 54/1: Perakende satışa arz edilen malların veya ambalajlarının yahut kaplarının üzerine kolaylıkla görülebilir ve okunabilir şekilde tüketicinin ödeyeceği tüm vergiler dâhil satış fiyatı ve birim fiyatını gösteren, üretim yeri ve ayırıcı özelliklerini içeren etiket konulması; etiket konulması mümkün olmayan hâllerde aynı bilgileri kapsayan listelerin görülebilecek şekilde uygun yerlere asılması zorunludur. Hizmetlerin tarife ve fiyatlarını gösteren listeler de bu madde hükmüne göre düzenlenerek asılır.
Bu maddeye göre satışa arz edilen malların özellikleri açık bir şekilde etiketlenmelidir. Etiket konulması mümkün olmayan hallerde aynı bilgileri kapsayan listeler uygun yere asılması zorunludur. Açıklamalardan da anlaşılacağı üzere ayıplı mal için üzerine etiket koyma zorunluluğu vardır. Bu zorunluluktan dolayı zımni bir şekilde bu anlaşma yapılamayacaktır.
Aynı zamanda TKHK 5.madde gerekçesinde bizi ilgilendiren kısım şu şekildedir:
GEREKÇESİ
6502 Sayılı Yasa 5. maddesiyle, 4077 sayılı Kanunun sözleşmedeki haksız şartlara ilişkin 6. maddesi yeniden kaleme alınmıştır. Sözleşmedeki haksız şartlara ilişkin madde hükümleri, ticari veya mesleki amaçlarla hareket eden veya onun adına ya da hesabına hareket edenlerin dayatması sonucu tek taraflı olarak sözleşmeye konulan, üzerinde pazarlık dahi edilmeden kabul edilmek zorunda kalınan ve tüketicinin aleyhine olan sözleşme şartlarına karşı tüketicileri korumak amacını taşımaktadır. Ayrıca bu düzenleme ile birlikte 5/4/1993 tarihli Sözleşmelerdeki Haksız Şartlara İlişkin 93/13/AET sayılı AB Yönergesi de iç hukuka aktarılmaktadır. Birinci fıkrayla haksız şartın tanımı yapılmış; ikinci fıkrada haksız şartın tüketici açısından kesin olarak hükümsüz sayılacağı ifade edilmiş ve diğer fıkralarda da haksız şartların belirlenmesine ve bu konudaki tedbirlere yer verilmiştir
Uygulamada özellikle matbu standart sözleşmeleri aynen kabul etmek veya kurmak istediği sözleşmeden vazgeçmek seçeneği karşısında bırakılan tüketiciler, genelde sözleşmeyi kurmayı tercih etmektedir. Oysa hiçbir şekilde pazarlık edilmeden, hatta genelde okunmadan kabul edilen bu sözleşme şartları arasında, tarafların sözleşmeden doğan hak ve yükümlülüklerinden dürüstlük kuralına aykırı düşecek biçimde tüketici aleyhine bir dengesizliğe neden olan hükümler vardır. Kanunun 5.maddesi uyarınca bu hükümler haksız şart olarak nitelendirilir. Haksızlığın göstergesi, karşılıklı hak ve yükümlülüklerde bir dengesizliğin olması ve bunun dürüstlük kuralına aykırı düşmesidir. Sadece pazarlık edilmeden sözleşme içeriği olan şartların denetime tabi olduğu ise gözden kaçırılmamalıdır. Tarafların irade özerkliği asildir. Denkler arasında bir pazarlık gerçeklemiş ve sözleşme içeriği buna göre belirlenmişse haksız sözleşme şartı değerlendirmesi yapılamaz.
Özetle Tüketicinin Korunması Hakkındaki Kanun’da açık bir şekilde ayıptan sorumlulukta sorumsuzluk anlaşması her ne kadar düzenlenmemiş olsa da bu hükümler çerçevesinde açık bir şekilde yapılacağı aşikârdır. Yani Türk Borçlar Kanunu’ndaki gibi ayıptan sorumlulukta sorumsuzluk anlaşması zımni bir şekilde yapılamayacaktır. Yani satıcı sadece açık bir şekilde yaptığı anlaşmadan dolayı sorumlu olmayacaktır. Bununda şartlarını yukarıda açıklamış bulunmaktayım. Satıcı bunun dışında kalan her durumdan dolayı sorumludur. Bunun asıl sebebi Tüketicinin Korunması Hakkındaki Kanun’un ruhu gereği tüketiciyi korumak olmasıdır.
SONUÇ
1-Ayıptan sorumlulukta sorumsuzluk anlaşması, satıcının sattığı şeyden dolayı gelecekte doğması muhtemel mesuliyetlerini sınırlandıran bir anlaşmadır. Buna göre alıcı ile satıcı şu sınırlar içerisinde bu anlaşmaya yapabilirler;
1-Ağır Kusur.
2-Hile.
Bu sınırları aşılmadığı sürece ayıptan sorumlulukta sorumsuzluk anlaşması yapılabilir;ancak bu sınırlar aşıldığı takdir de bu anlaşma yapılsa dahi hükümsüzdür.
2-Ayıptan sorumlulukta sorumsuzluk anlaşması yan edim olarak karşımıza çıkmaktadır. Bu sebepten dolayı bu anlaşmanın hükümsüz olması asıl anlaşmayı(edimi) etkilemeyecektir. Bu anlaşma için yasada belirtilmiş şekil şartı yoktur. Bu sebepten ötürü bu anlaşma açık, örtülü, yazılı ve yazısız şekilde yapılabilir.
3-Tüketicinin Korunması Hakkında Kanun’da ayıptan sorumlulukta sorumsuzluk anlaşması Borçlar Kanun’undaki gibi ayrı bir madde olarak düzenlenmemiştir. Araştırmalarım sonucunda bu husus için dayanılan iki farklı madde ortaya atılmıştır.
Ancak bu anlaşmanın geçerli olabilmesi için tüketici açık bir şekilde bilgilendirilmeli ve açık bir şekilde bu ayıbı biliyor olması gerekmektedir. Ayrıca şu hususu belirtmek gerekir ki; değindiğim yasa maddelerinden ve doktrin görüşlerinden anlaşılacağı üzere ağır kusur ve bile bile aldatma (Hile) kastı olursa TBK’ndaki gibi bu anlaşma hükümsüz olacaktır. Tüketicilerin daha fazla korunmasının sebebi satıcı karşısında tüketicinin güçsüz olmasıdır.
KAYNAKÇA
Nihat Yavuz, Ayıplı İfa,5.Baskı.
Prof. Dr. Cevdet Yavuz, Türk Borçlar Hukuku, Özel Hükümler, 12. Baskı.
Doç. Dr. Murat Aydoğdu -Yrd. Doç. Dr. Nalân Kahveci, Türk Borçlar Hukuku Özel Borç İlişkileri Sözleşmeler Hukuku,3.Baskı.
Andreas Von TUHR, Çeviren Av. Cevat Edege Borçlar Hukuku Umumi Kısım 1-2.
Nihat Yavuz, Satış Sözleşmeleri,1. Baskı.
Prof. Dr. Fikret Eren, Borçlar Hukuku Özel Hükümleri,4.Baskı.
Prof. Dr. Fikret Eren, Borçlar Hukuku Genel Hükümleri.17. Baskı
Prof. Dr. M. Kemal Oğuzman-Prof. Dr. M. Turgut Öz, Borçlar Hukuku Genel Hükümleri 11. Baskı.
Araş. Gör. M. Tolga Özer, Satım Sözleşmelerinde Ayıptan Ve Zapttan Sorumsuzluk Anlaşması
[1] Prof. Dr. M.Kemal Oğuzman, Prof. Dr. M.Turgut Öz, Borçlar Hukuku Genel Hükümleri,s.420
[2] TBK m. 221’in gerekçesinde ‘115. Maddede öngörülen borçlunun ağır kusuru halinde sorumsuzluk anlaşmasının kesin hükümsüzlük yaptırımına bağlı olacağına ilişkin kural burada da geçerli olacaktır.’ denilmiştir. Böylelikle EBK m. 99 ve m.196 arasındaki tartışmaya son verilmiştir.
[3] Von Tuhr Borçlar Hukuku Umumi Kısım 1-2 .s.585
[4] Fikret Eren, Borçlar Hukuku Genel Hükümleri s.1085-1086
[5] Prof. Dr. M.Kemal Oğuzman, Prof. Dr. M.Turgut Öz, Borçlar Hukuku Genel Hükümleri, s.421
[6] Von Tuhr Borçlar Hukuku Umumi Kısım 1-2. , s.215
[7] Satış Sözleşmeleri, Nihat Yavuz, s.244-245
[8] Tandoğan, s.169, Aktarılan Ayıplı İfa, Nihat Yavuz, s.226
[9] Von TUHR Borçlar Hukuku Umumi Kısım 1-2 s.586, Müşterek hukuka göre, Windscheid s. 265 mü.5 ve AMK. S.276 ya nazaran sadece (pactum de dolo praestando) butlana uğrar. Satıcının satılan şeyin maddi ve hukuki ayıplarından mütevellit tekeffülünü bertaraf eden bir şart muteberdir, meğerki bu ayıplar kasden gizlenmiş olmasın.
[10] Satış Sözleşmeleri, Nihat Yavuz,s.244-245
[11] Doç.Dr. Murat Aydoğdu-Yrd. Doç.Dr. Nalân Kahveci
Türk Borçlar Hukuku Özel Borç İlişkileri Sözleşmeler Hukuku, s.161-162
[12] YHGK, 2013/19-1696 E.-2015/1109 K. , 27.03.2015
[13] Yavuz, Cevdet, Türk Borçlar Hukuku, Özel Hükümler, 7. Baskı, s.104
[14] Yavuz, Nihat, Ayıplı İfa,2.Baskı, s.107
[15] YHGK 2013/19-1696 E,.2015/1109 K. 27.03.2015
[16] BGE 107.11.161
[17] BGE 91.11.348;Tandoğan s.169
[18] Von TUHR Borçlar Hukuku Umumi Kısım 1-2 s.587
[19] Yargıtay 11. Hukuk Dairesi 1996/6699 E.- 1996/9192 K. 25.12.1996
[20] Doç.Dr. Murat Aydoğdu-Yrd. Doç.Dr. Nalân Kahveci
Türk Borçlar Hukuku Özel Borç İlişkileri Sözleşmeler Hukuku, s.163
