SÖZLEŞMEDE NOKSANLIK

GİRİŞ

            Hukuki işlem, Borçlar Hukukunun temelini oluşturmaktadır. Bu sebepten dolayı da hukuki işlemi,unsurlarını ve çeşitlerini incelemeye çalışmış bulunmaktayım. Hukuki işlem, Roma Hukukunda varlık kazandığını söyleyebiliriz. Günümüz hukukuna da Pandektist Hukukçuların Roma Hukukundan etkilenmeleri neticesinde gelmiştir. Hukuki işlemin ne 818 sayılı Borçlar Kanununda ne de 6098 sayılı Türk Borçlar Kanununda tanımlanmamıştır. Hukuki işlemi, bir veya birden fazla kişinin irade açıklaması veya irade açıklamalarının  hukuk düzeninin çizdiği sınırlar içerisinde bir hukuki sonuç doğurması için yapılan irade açıklamaları olarak tanımlamak mümkündür. Hukuki işlemin geçerli bir şekilde kurulabilmesi için kurucu unsurları, geçerlilik unsurları ve tamamlayıcı unsurlarının eksiksiz bir şekilde olması gerekmektedir. Hukuki işlemin kurucu unsurla ve geçerlilik unsurlarının tam olmasına karşın bazı hallerde tamamlayıcı unsurlar eksik olduğundan dolayı sözleşme hüküm ve sonuçlarına ulaşamaz; sözleşme bu hususlar tamamlanana kadar ‘‘askıda hükümsüz’’ kalır ve tamamlayıcı unsurlar gerçekleşirse hüküm ve sonuçları doğar aksi takdirde kesin hükümsüzdür. Ödevimde noksanlık (eksiklik)   ayrıntılı bir şekilde incelenmeye çalışılmıştır.

BİRİNCİ BÖLÜM

I. Hukuki İşlemin Tanımı ve Hukuki İşlemin Unsurları

A.Hukuki İşlemin Tanımı

Hukuki işlem kavramı Roma Hukukun da tanımlanmamıştır. Her ne kadar hukuki işlem Roma Hukukunda tanımlanmasa dahi hukuki işlemin önemini Roma Hukukçuları farkına varmış ve temellerini atmışlardır. Romalılarda hukuki işlemlere uygulama yönünden önem verilmiştir. Yani Romalılar hukuki işlemi şuan ki sistemimizde olduğu gibi soyut olarak tanımamış, sadece somutlaştırılarak incelenmiştir. Somutlaştırarak incelemelerinden kast ettiğim ise tek tek hukuki işlem türlerini incelemişler geçerlilik şartlarını v.s. belirlemişlerdir[1].

 Roma hukukundan etkilenen Pandektist anlayış hukuki işlemi kavramını geliştirmiş ve sistematiğini oluşturmuşlardır. Pandektist anlayış İsviçre Hukukunu etkilemiş bunun sonucu olarak da Türk Hukuku da etkilenmişti[2]. Yukarıda değinildiği üzere Pandektist anlayış ile gelişip sistematiği oluşan bu kavramın tanımı İsviçre Hukuku ve Alman Hukukunda da yapılmamıştır[3]. Türk Hukuku bakımından da hukuki işlemin tanımı ne 818 sayılı Borçlar Kanunun da nede 6098 sayılı Türk Borçlar Kanununda yapılmamıştır. Bu sebepten dolayıdır ki doktrinde hukuki işlemin tanımıyla ilgili bir çok benzer yönde tanımlar mevcuttur. Hukuki işlemi, bir veya birden fazla kişinin irade açıklaması veya irade açıklamalarının  hukuk düzeninin çizdiği sınırlar içerisinde bir hukuki sonuç doğurması için yapılan irade açıklamaları olarak tanımlamak mümkündür[4].

Tanımdan anlaşılacağı üzere hukuki işlemin temel iki kısımdan oluştuğunu söyleyebiliriz; buna göre hukuki işlemin unsurları ve hukuki sonucudur.Hukuki işlemin unsurları, hukuki işleme varlık kazandıran unsurlardır. Yani bu unsurlar gerçekleştiği takdirde hukuki işlem doğar ve varlık kazanmış olur; İrade açıklamasının yöneldiği hukuki sonuçlar ise şu şekilde karşımıza çıkmaktadır: bir hakkın veya bir hukuki işlemin doğması, değiştirilmesi, sona erdirilmesi veya devredilmesi olarak karşımıza çıkmaktadır[5]. Bu yönden bakıldığında hukuki işlem irade özerkliğinin gerçekleştirme araçlarından biridir[6]. Bunların yanında her ne kadar bir hukuki işlem bu şartları taşısa dahi o hukuki işlemden beklenen sonuçların doğması için geçerlilik ve etkinlik unsurlarının da olması gerekmektedir. Aksi takdirde hukuki işlem varlık kazansa dahi bu unsurların eksikliğinden dolayı geçersiz bir hukuki işlem olacaktır. Aşağıda bu hususlar ayrıntılı bir şekilde incelenmeye çalışılmıştır.

B.Hukuku İşlemin Unsurları

1.Hukuki İşlemin Kurucu Unsurları

a.İrade Açıklaması

            İrade açıklaması, hukuki işlemin merkezini veya bir başka tabirle temel kurucu unsurudur. İrade psikolojik bir olaydır, bu sebepten dolayı insanın içinde yaşadığı dünyasının hukuk düzeni açısından hiçbir önemi yoktur; ancak insanın içinde yaşadığı dünya dış dünyaya aksederse önemli bir hale gelmektedir.  Buna göre irade açıklaması, bir kimsenin veya kimselerin bir hukuki sonuç elde etmek için dış dünyaya bir şekilde iradelerin açıklanmasıdır[7]. Her ne kadar irade açıklaması ile hukuki işlemin tanımı birbirlerine benzese de birbirinden farklı kavramlardır. Bunun sebebi hukuki işlemin geçerli olabilmesi için diğer kurucu unsurlarında olması gerekmektedir. Ancak burada bir hususa değinmek gerekmektedir. Bazen irade açıklaması hukuki işleme eşit olabilmektedir. Şöyle ki irade açıklaması tek başına hukuki işlemin kurulmasına yetmektedir. Buna örnek olarak fesih işlemini gösterebiliriz[8]. Bu sebepten dolayı da irade açıklaması ve hukuki işlem istisnai bir hal olarak karşımıza çıkmaktadır[9].

            Bazı hukuki işlemlerin doğmasında irade açıklaması tek başına yeterli değildir. Bazı dış kurucu unsurlarında eklenmesi gerekmektedir. Örnek verecek olursak sözleşmeyi ele aldığımızda bir sözleşmenin kurulabilmesi için karşılıklı ve birbirine uygun irade açıklamalarının bulunması gerekir aksi takdirde sözleşme kurulmayacaktır. Yani sözleşmelerde karşılıklı ve birbirine uygun irade açıklamaları iki kurucu unsur olarak karşımıza çıkmaktadır. Resmi makamın fiilide hukuku işlemin kurulması için irade açıklamasına eklenmesi gereken bir unsur olarak karşımıza çıkabilmektedir. Bu hususa örnek olarak da taşınmaz mülkiyetinin devrini verebiliriz. Taşınmaz mülkiyetinin devri, mülkiyet sahibinin tapuya başvurarak, kendi taşınmazını bir başka kimseye devretmesini talep etmesi ve tapu memurunun da bu açıklamaya uygun olarak tescil işlemini yapması ile mülkiyetin bir başka kişiye geçmesini oluşturmaktadır. Buradaki birinci unsur taşınmaz sahibinin mülkiyetin devri ile ilgili talebi, ikinci unsur ise tescil işleminin yapılmasıdır. Bu tür iki kurucu unsurlu hallere doktrinde ‘‘hukuki işlemin çift kurucu unsuru veya olgusu’’ adı verilmiştir[10].          

2.Hukuki İşlemin Geçerlilik ve Tamamlayıcı Unsurları

            Bir hukuki işlem kurucu unsurların varlığı halinde kurulmuş olur; fakat meydana gelmiş hukuki işlemden istenilen sonuçların elde edilmesi için bazı unsurların varlığı gerekmektedir. Bu unsurlardan ilki geçerlilik unsurları, ikincisi ise tamamlayıcı unsurlarıdır.

Geçerlilik unsurları, kişi veya kişiler tarafından yapılmak istenilen hukuki işlemi, hukuk düzeni içinde olması gerektiği; aksi takdir de hukuki işlemde kişilerin istedikleri sonucu elde edemeyeceği unsur olarak karşımıza çıkmaktadır. Geçerlilik unsuru, bir hukuki işlemin geçerli olarak kurulmasını sağlamaktadır. Hukuki işlemin geçerlilik unsurlarını şu şekilde saymak mümkündür: bir hukuki işlemin ahlaka uygun olması, içeriğinin imkansız olmaması, fiil ehliyeti ve şekil şartına uyulmuş olması, muvaaza olmaması olarak sayabiliriz[11].

Tamamlayıcı unsurlar ise şu şekilde ifade etmek mümkündür: kanuni temsilcinin izni, bir hukuki işlemin şarta bağlanması ve hakimin onayı ve buna benzer kanunda öngörülen sözleşmenin askıda kaldığı durumlar olarak sayabiliriz[12].

II. Hükümsüzlük Teorileri

A.Genel Olarak

            Türk Borçlar Hukukunda bilindiği üzere sözleşme serbestisi mevcuttur; fakat bazı hallerde kanun bu serbestiye bazı sınırlar getirmiştir. Bu sınırlar TBK. madde 27 fıkra 1’de düzenlenmiştir. Şöyle ki;

‘‘Kanunun emredici hükümlerine, ahlaka, kamu düzenine, kişilik haklarına aykırı veya konusu imkânsız olan sözleşmeler kesin olarak hükümsüzdür.’’

Yukarıda görüldüğü üzere sözleşmede; kanunun emredici hükümlerine, ahlaka, kamu düzenine, kişilik haklarına veya konusu imkânsız olan sözleşmeleri kesin hükümsüz saymıştır.

Türk Hukuku,Alman Hukuku ve İsviçre Hukukunda hükümsüzlüğün tanımı yapılmamıştır[13]. Buna karşılık bu hukuk sistemlerinin içtihatları ve doktrin sayesinde hükümsüzlük kavramının tanımı yapılmaktadır.[14] Bu açıklamalar ışığında doktrinde hükümsüzlüğün tanımı geniş anlamda hükümsüzlük ve dar anlamda hükümsüzlük şeklinde yapılmıştır. Bu konuda en beğendiğim tanımı OĞUZMAN/ÖZ hocalarımız yapmıştır, şöyle ki:

‘‘ Hükümsüzlük ( inefficacite , Unwirksamkeit karşılığı) geniş anlamda kullanılırsa, sözleşmelerdeki eksiklik ve sakatlıkları ve sözleşmelerin sonradan etkisizleştiği hallerin tümünü kapsar. Buna karşılık hükümsüzlük (invalidite, Ungültigkeit karşılığı) dar anlamda kullanılabilir ve sözleşmenin geçerli olmadığı halleri ifade eder.’’[15]

Günümüz hukukunda hükümsüzlük hakkında iki teori bulunmaktadır. Bu teoriler Klasik Hükümsüzlük Teorisi ve Modern Hükümsüzlük Teorisidir. Bu husus ayrıntılı olduğundan dolayı ödevimde giremeyeceğim.[16]

III.Klasik Hükümsüzlük Teorisinde Eksiklik/Noksanlık

A.Genel Olarak

            Noksanlık/Eksiklik, hukuki işlemin kurucu unsuru, geçerlilik unsurunun olmasına karşılık tamamlayıcı unsurunun olmamasından dolayı hukuki işlem kurulmasına rağmen hüküm ve sonuçlarını doğurmamaktadır. Bu tür hukuki işlemler ancak noksanlık giderildiğinde hüküm ve sonuçlarını meydana getirmektedir.[17]  Bu tür tamamlayıcı unsurlarının olmaması durumunda hukuki işlem‘‘askıda hükümsüz’’ olarak nitelendirilmektedir.[18]Tamamlayıcı unsur gerçekleştiğinde hukuki işlem hüküm ve sonuçlarını doğurmaktadır; fakat tamamlayıcı unsurun gerçekleşmeyeceği anlaşıldığında sözleşme hükümsüz kalmaktadır[19]. Hukuki işlemin askıda olduğu dönemi hakim re’sen dikkate almak zorundadır[20].

B.Yasal Koşul

            Noksanlık/Eksiklik hususu  kanundan kaynaklanıyor ise buna tamamlayıcı unsurun kanundan kaynaklanan noksanlığı diyebiliriz; yani kanundan kaynaklanan noksanlık kanunda belirtilmektedir[21].  Örnek verecek olursak TMK madde 16 fıkra 1 şu şekilde düzenlenmiştir:

‘‘Madde 16 – Ayırt etme gücüne sahip küçükler ve kısıtlılar, yasal temsilcilerinin rızası olmadıkça, kendi işlemleriyle borç altına giremezler. Karşılıksız kazanmada ve kişiye sıkı sıkıya bağlı hakları kullanmada bu rıza gerekli değildir.’’

Yukarıda görüldüğü gibi ayırt etme gücüne sahip küçükler ve kısıtlılar yasal temsilcilerinin izni olmadıkça kendi işlemleriyle borç altına giremeyeceklerdir. Yani herhangi bir borçlandırıcı hukuki işlem yapacakları takdirde  hukuki işlemin kurucu ve geçerlilik unsuru olsa dahi kanun gereği ‘‘izin’’ tamamlayıcı unsurdur. Burada şu hususa değinmek isteri; bu tür yasal koşulun hukuki işlemin noksanlığını giderdiği takdirde izin verilen hukuki işlem baştan itibaren mi hüküm ve sonuçlarını doğuracak; yoksa yasal koşulun oluşmasından sonra mı hüküm ve sonuçlarını doğuracaktır. Bu konuda hakim görüş hukuki işlemin yapıldığı andan itibaren yani geçmişe etkili olarak hüküm doğuracağıdır[22].

Özetlersek, kısıtlının yaptığı borçlandırıcı hukuki işlemin kurucu unsurları ve geçerlilik unsuru olmasına karşılık yasal temsilcisi izin vermedikçe bu hukuki işlem askıda hükümsüzdür. Yasal temsilci bu hukuki işleme rıza gösterir ise işlem yasal koşuldan dolayı askıda hükümsüz kaldığı için Bu hususa örnek Yargıtay Kararı verecek olursak:

‘‘

T.C.

YARGITAY

19. Hukuk Dairesi

Esas No: 2009/6125

Karar No: 2010/4104

Karar Tarihi: 07.04.2010

SÖZLESMENIN FESHI DAVASI – VELAYET ALTINDA YAPILAN ISLEM –

ANNE VE BABANIN SÖZLESME TARIHINDE RESIT OLMAYAN

DAVACIYI ISLEMLE BAGLI KILABILMEK VE ISLEME IZIN VERMEK IÇIN SÖZLESMELERI IMZALADIKLARI – DAVANIN REDDI GEREGI

ÖZET: Davacının anne ve babasının velayeti altında oldugu sırada islem yaptıgı, davacının anne ve babasının sözlesmelerde imzasının bulundugu, bu imzaların kefalet amacıyla degil sözlesmelerin yapıldıgı tarihte resit olmayan davacıyı islemle baglı kılabilmek ve isleme izin vermek için imzaladıkları gerekçesiyle davanın reddi gerekir.

(4721 S. K. m. 16, 355)

Dava: Taraflar arasındaki sözlesmenin feshi davasının yapılan yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerden dolayı davanın reddine yönelik olarak verilen hükmün süresi içinde davacı vekilince temyiz edilmesi üzerine dosya incelendi, geregi konusulup düsünüldü:

Karar: Davacı vekili, müvekkilinin 18 yasından küçük oldugu sırada davalı ile bayilik sözlesmesi yaptıgını, hukuki islem yapma yasına ulastıktan sonra sözlesmeyi feshettigini davalıya ihtarnameyle bildirdigi halde davalının bunu dikkate almayıp icra takiplerine giristigini ileri sürerek taraflar arasındaki sözlesmenin feshine karar verilmesini talep ve dava etmistir.

Davalı vekili, davacının yaptıgı sözlesmeyi anne ve babasının kanuni temsilci olarak imzaladıklarını, davacının sözlesmeyi sona erdirmek için ihtarname göndermesi üzerine davacıdan ihtarnameyle cari hesap borcu, cezai sart miktarının ödenmesinin istendigini, davacının borçlarını ödemedigini, sözlesmenin feshedildigi tarihe kadar geçerli sekilde uygulandıgını, M.K. nun 16. maddesine göre fiil ehliyetine sahip olmayan, ancak ayırt etme gücü olan küçüklerin yasal temsilcilerinin muvafakatıyla borç altına girebileceklerini beyan ederek davanın reddini savunmustur.

Mahkemece, davacı ile davalı arasında akdedilen Bayilik Anlasması ve Genel Sartnamesi ve ek anlasmanın imzalandıgı tarihte davacının resit olmadıgı, ancak temyiz kudretinin bulundugu, M.K.nun 16/1. maddesine göre temyiz kudretine sahip küçüklerin yasal temsilcilerinin izni ya da icazeti ile borç altına girebilecekleri, M.K.nun 355. maddesine göre davacının anne ve babasının velayeti altında oldugu sırada islem yaptıgı, davacının anne ve babasının sözlesmelerde imzasının bulundugu, bu imzaların kefalet amacıyla degil sözlesmelerin yapıldıgı tarihte resit olmayan davacıyı islemle baglı kılabilmek ve isleme izin vermek için imzaladıkları gerekçesiyle davanın reddine karar verilmis, hüküm davacı vekilince temyiz edilmistir.

Sonuç: Dosyadaki yazılara kararın dayandıgı delillerle gerektirici sebeplere, delillerin takdirinde bir isabetsizlik bulunmamasına göre, davacı vekilinin yerinde görülmeyen bütün temyiz itirazlarının reddiyle usul ve kanuna uygun bulunan hükmün ONANMASINA, asagıda yazılı onama harcının temyiz edenden alınmasına, 07.04.2010 gününde oybirligi ile karar verildi.’’[23]

C.Geciktirici Koşul  

            Noksanlık/Eksiklik hususu tarafların iradesinden kaynaklanıyor ise buna tamamlayıcı unsurun kişilerin iradesinden kaynaklandığı için geciktirici koşul diyebiliriz. Geciktirici koşul gerçekleştiği takdirde sözleşme hüküm ve sonuçlarını doğurur; aksi takdir de kesin hükümsüz olur. Bu duruma örnek verecek olursak TBK madde 170 fıkra 2’yi şu şekilde düzenlenmiştir:

‘‘Aksi kararlaştırılmamışsa, geciktirici koşula bağlı sözleşme, ancak koşulun gerçekleştiği andan başlayarak hüküm ifade eder.’’

Bu hususa ilişkin Yargıtay Kararı şu şekildedir:

‘‘

T.C.

YARGITAY

14. Hukuk Dairesi

Esas No: 2012/5952

Karar No: 2012/9387

Karar Tarihi: 10.07.2012

TAPU KAYDINA KIRA SERHININ YAZILMASI ISTEMI – TARAFLAR

ARASINDAKI KIRA SÖZLESMESININ HÜKÜM IFADE ETMEDIGI – TAPU

KAYDINA SERH VERILMESININ DOGRU OLMADIGI – DAVANIN

KABULÜNE KARAR VERILMESININ ISABETSIZ OLUSU

ÖZET: Dava, tapu kaydına kira serhinin yazılması istemine iliskindir. Her ne kadar taraflar arasında geçerli bir sözlesme bulunsa da bu sözlesmenin hukuki etkisini gösterebilmesi için gerekli, hastane olarak kullanılmaya elverisli bir bina yapılması kosulu gerçeklesmemistir. Bu nedenle, taraflar arasındaki kira sözlesmesi hüküm ifade etmediginden tapu kaydına serh verilmesi dogru degildir

.

Mahkemece, davanın kabulüne karar verilmesi dogru görülmediginden hükmün bozulması gerekmistir.

(6098 S. K. m. 170, 171, 172, 173, 174, 175, 176) (818 S. K. m. 255, 277) (4721 S. K. m. 1009, 1010,

1011) (1086 S. K. m. 434) (Tapu Sicili Tüzügü m. 54, 55, 56, 57, 58, 59, 60, 61, 62, 63, 64, 65, 66)

Dava: Davacı vekili tarafından, davalı aleyhine 06.01.2010 gününde verilen dilekçe ile tapu kaydında kira serhinin yazılması istenmesi üzerine yapılan muhakeme sonunda; davanın kabulüne dair verilen 21.03.2011 günlü hükmün Yargıtay’ca, durusmalı olarak incelenmesi dahili davalı vekili ile durusmasız olarak davalı vekili ile davacı vekili tarafından istenilmekle, tayin olunan 10.07.2012 günü için yapılan tebligat üzerine gelen olmadı. Açık durusmaya baslandı. Süresinde oldugu anlasılan temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra durusmanın bittigi bildirildi. Is karara bırakıldı. Bilahare dosya ve içerisindeki bütün kagıtlar incelenerek geregi düsünüldü:

Karar: Davacı, davalı Selçuklu A.S. ile 20.08.2007 günü düzenledikleri kira sözlesmesi ile 1 parsel sayılı tasınmaza davalı sirketin bina yaparak davacıya kiralanması konusunda anlastıklarını, sözlesmenin (4.3) maddesi geregi kira sözlesmesinin tek taraflı tapuya serh verilebilecegini, sözlesmedeki davalı sirket imzasının noter tarafından onaylı bulunmadıgı gerekçesiyle tapu müdürlügü tarafından isteminin reddedilmesi üzerine davalıya sözlü olarak ihtarda bulundugunu, bu ihtarlara ragmen kira sözlesmesi tapuya serh verilmediginden Bakırköy 12.Noterligi’nin 24.11.2009 günlü ihtarının gönderildigini, edimin yine yerine getirilmedigini ileri sürerek, 1 parsel sayılı tasınmaza kira sözlesmesinin serh verilmesini istemistir.

Davalı Selçuklu A.S. taraflar arasındaki kira sözlesmesinin hastane binasının tamamlanıp iskan ruhsatının alınması sartına baglı oldugunu, ekonomik sıkıntı nedeniyle taahhüdünü yerine getiremediginden Konya 8. Noterligi’nin 11.01.2010 günlü ihtarıyla sözlesmeyi feshettigini, sözlesmenin feshinin yaptırımının sözlesmenin (2.7) maddesinde düzenlendigini savunarak davanın reddini istemistir.

Mahkemece, davanın kabulüne karar verilmistir.

Hükmü, davalı Selçuklu A.S. vekili, dahili davalı H. S. vekili ve davacı vekili temyiz etmistir.

1- Dava, tapu kaydına kira serhinin yazılması istemine iliskindir.

Bir sözlesme ahlaka, kamu düzenine ve yasaya aykırı hükümler tasımaması halinde tarafları baglar. Yasanın aradıgı biçim kosuluna uygun olarak düzenlenen sözlesmeye dayanarak edimin yerine getirilmesi istenebilir. Geçerli bir sözlesmede taraflara yüklenen edimler kural olarak sözlesmenin kuruldugu anda yürürlüge girer. Ancak, taraflar sözlesme edimlerini ileride ki bir tarihte yürürlüge girmesini düzenleyebilecekleri gibi, edimlerin yerine getirilmesini gerçeklesmesi olanaksız veya kanun ya da ahlak düzenine aykırı bulunmayan sarta da baglayabilirler. Sarta baglı borçlarda edim, hukuki etkisi gelecekteki vukuu kuskulu bir olayın gerçeklesmesi ile yerine getirilmesi istenebilecektir. Sarta baglı borçlar, 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun 170 ila 176. maddelerinde düzenlenmistir. Tasınmaza iliskin sözlesmelerin tapu kaydına serh edilmesini taraflar sözlesme ile kararlastırabilirler. Bu islemin amacı, iliskin bulundugu hukuki durumu üçüncü kisilere karsı ileri sürülebilir hale getirmek, hukuki duruma aleniyet kazandırmaktır. Bu yönü ile serh ayni bir etki özelligini gösterir. TMK’nun 1009 ila 1011 ve Tapu Sicil Tüzügünün 54 ila 66. maddelerinde düzenlenen serhler, sahsi hakların kuvvetlendirilmesi, malikin tasarruf yetkisinin sınırlandırılması ve muvakkat (geçici) tescilin tapu kütügüne yazılmasını saglar. Hangi hakların tapu kütügüne serh edilecegi kanun tarafından belirlenmistir. Dolaysıyla, kanunun belirlemedigi bir hak tapu kütügüne serh edilemez. TMK’nun 1009. maddesinde arsa payı karsılıgı insaat, tasınmaz satıs vaadi, kira, alım, önalım, gerialım sözlesmelerinden dogan haklar ile serh edilebilecegi kanunlarda açıkça öngörülen diger hakların tapu kütügüne serh edilebilecegi hükme baglanmıstır.

Tasınmaz kira sözlesmesinin tapu kütügüne serhi, kiracıya sözlesme konusu hakkın sonradan malik olanlara karsı da ileri sürülebilme yetkisi tanır. Borçlar Kanununun 255. ve buna paralel olarak düzelenmis olan 277. maddesi ile Türk Medeni Kanununun 1009. maddesi hükümleri geregince, tasınmaz kira sözlesmelerinin tapu siciline serh verilmesine olanak tanınmaktadır. Gerçekten taraflar sözlesmelerinde, sözlesmenin tapu siciline serh edilebilecegini kararlastırmıssa iki taraftan biri sözlesmenin bu hükmüne dayanarak tapu siciline serh verilmesini müdürlükten isteyebilir.

Somut olayda, davacı ile davalı Selçuklu A.S. arasında 20.08.2007 günlü ve bu sözlesmeye baglı 17.12.2008 tarihli ek sözlesme düzenlenmistir. 20.08.2007 günlü sözlesmenin Konusu” baslıklı 2. maddesinde, 1 parsel sayılı tasınmaz üzerine kiralayan davalı Selçuklu A.S.tarafından hastane olarak kullanılmaya elverisli bir bina yapılıp en geç 01.05.2009 tarihinde iskan ruhsatı alınarak davacı kiracı Isıl A.S. kiralanması düzenlenmistir. Yine bu sözlesmenin <Kiranın Baslangıcı ve Süresi ve Serhi> baslıgını tasıyan 4. maddesinde, kiranın baslangıç tarihi, kiralayanın insaatı tamamlayıp, yapı kullanma izin belgesinin alındıgının kiracıya yazılı olarak bildirildigi tarihten itibaren 1 ay sonraki tarih oldugu ve davacının sözlesmenin tapu siciline serh ettirilmesine yetkili oldugu hüküm altına alınmıstır. Taraflar arasındaki bu sözlesmenin hukuki etkisi, kısacası yürürlüge girmesi, davalı kiralayan Selçuklu A.S. maliki oldugu 1 parsel sayılı tasınmaza hastane olarak kullanılmaya elverisli bir bina yapılarak iskan ruhsatının alınması kosuluna baglanmıstır. Bu kosul yerine getirilmeden kira sözlesmesi hüküm ifade etmez. Dosya arasında bulunan tespit dosyalarındaki bilirkisi raporlarından 1 parsel sayılı tasınmazdaki insaatın %34 seviyesinde bulundugu anlasılmaktadır. Görülüyor ki, her ne kadar taraflar arasında geçerli bir sözlesme bulunsa da bu sözlesmenin hukuki etkisini gösterebilmesi için gerekli, hastane olarak kullanılmaya elverisli bir bina yapılması kosulu gerçeklesmemistir. Bu nedenle, taraflar arasındaki kira sözlesmesi hüküm ifade etmediginden tapu kaydına serh verilmesi dogru degildir.

Mahkemece, yukarıda yapılan saptamalar bir yana bırakılarak yazılı gerekçe ile davanın kabulüne karar verilmesi dogru görülmediginden hükmün bozulması gerekmistir.

2- Davacı vekilinin temyiz itirazlarına gelince;

HUMK’nun 434. maddesi uyarınca mahkeme kararlarının temyizi harca tabi olup, davacı temyiz harcı yatırmadıgı gibi, temyiz dilekçesi temyiz defterine de kaydedilmemis oldugundan temyiz isteminin reddi gerekmistir.

Sonuç: Yukarıda (1.)bentte açıklanan nedenlerle davalılar Selçuklu A.S. vekili ile dahili davalı H. S. vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile hükmün BOZULMASINA, (2.) bentte açıklanan nedenlerle davacı vekilinin temyiz dilekçesinin REDDINE, 900,00 TL Yargıtay durusma vekalet ücretinin davacıdan alınarak davalılara verilmesine, pesin yatırılan harcın istek halinde iadesine, 10.07.2012 tarihinde oybirligi ile karar verildi.’’[24]

Yukarıda görüldüğü üzere geciktirici koşul taraflardan dolayı belirlendiği için geciktirici koşul gerçekleştikten sonra hüküm ifade eder[25]. Eğer bu koşul gerçekleşmezse hukuki işlem hükümsüz olur[26].

SONUÇ

1- Hukuki işlemi, bir veya birden fazla kişinin irade açıklaması veya irade açıklamalarının hukuk düzeninin çizdiği sınırlar içerisinde bir hukuki sonuç doğurması için yapılan irade açıklamaları olarak tanımlamak mümkündür.

2- Hukuki işlemin geçerli bir şekilde kurulabilmesi için kurucu unsurları, geçerlilik unsurları ve tamamlayıcı unsurlarının eksiksiz bir şekilde olması gerekmektedir. Hukuki işlemin kurucu unsurla ve geçerlilik unsurlarının tam olmasına karşın bazı hallerde tamamlayıcı unsurlar eksik olduğundan dolayı sözleşme hüküm ve sonuçlarına ulaşamaz; sözleşme bu hususlar tamamlanana kadar ‘‘askıda hükümsüz’’ kalır ve tamamlayıcı unsurlar gerçekleşirse hüküm ve sonuçları doğar aksi takdirde kesin hükümsüzdür.

3-Kanuni koşul gerçekleşmesi takdir de, geçmişe etkili olarak hüküm ifade eder; geciktirici koşul gerçekleştiği takdir de koşul gerçekleştikten sonra hüküm ifade eder.

                                                                       HAZIRLAYAN

                                                                  Av. Yiğithan ÇITAK

KAYNAKÇA

  1. Prof. Dr. Andreas Von TUHR,Borçlar Hukukunun Umumi Kısmı Cilt 1-2, Çeviren Av.Cevat EDEGE, Yargıtay  Yayınları No:15,Ankara,1983
  2. Prof. Dr. Kemal OĞUZMAN/Prof. Dr. Turgut ÖZ, Borçlar Hukuku Genel Hükümleri Cilt 1, 11. Bası,Vedat Kitapçılık,İstanbul,2013
  3. Prof. Dr. Fikret EREN,Borçlar Hukuku Genel Hükümleri, 21. Baskı,Yetkin Yayınları,  Ankara,2017
  4. Prof. Dr. Haluk Nami NOMER, Borçlar Hukuku Genel Hükümler, 14.Baskı,Beta Yayıncılık,İstanbul,2015
  5. Prof. Dr. O. Gökhan ANTALYA,Borçlar Hukuku Genel Hükümleri,Cilt 1, Legal Yayıncılık,İstanbul,2015
  6. Prof. Dr. Pierre TERCIER/Prof. Dr. Pascal PICHONNAZ/Doç.Dr. H. Murat DEVELİOĞLU,1. Baskı On İki Levha Yayıncılık,İstanbul,2016
  7. Prof. Dr. Ahmet M. KILIÇOĞLU,Borçlar Hukuku Genel Hükümleri,20. ,Ankara,2016
  8. Yrd. Doç.Dr. Pakize Ezgi AKBULUT,Borçlar Hukukunda Kesin Hükümsüzlük Yaptırımının Amaca Uygun Sınırlama (Teolojik Redüksiyon) Yöntemi İle Daraltılması, 1.Baskı,On İki Levha Yayıncılık,İstanbul,2016
  9. Prof. Dr. Bülent TAHİROĞLU/Prof. Dr. Belgin ERDOĞMUŞ,Roma Hukuku Dersleri,7.Baskı,İstanbul,2011
  10. Burcu ERDİNÇ, İdari İşlem Kuramında ‘YOKLUK’, Yüksek Lisans Tezi,Ankara,2013
  11. https://www.sinerjimevzuat.com.tr/

[1] Prof. Dr. Bülent TAHİROĞLU/Prof. Dr. Belgin ERDOĞMUŞ,Roma Hukuku Dersleri,7.Baskı,İstanbul,2011

[2] Prof. Dr. Fikret EREN,Borçlar Hukuku Genel Hükümleri, 21. Baskı,Yetkin Yayınları,  Ankara,2017, s.119, Prof. Dr. Pierre TERCIER/Prof. Dr. Pascal PICHONNAZ/Doç.Dr. H. Murat DEVELİOĞLU,1. Baskı On İki Levha Yayıncılık,İstanbul,2016,s.62

[3] Yrd. Doç.Dr. Pakize Ezgi AKBULUT,Borçlar Hukukunda Kesin Hükümsüzlük Yaptırımının Amaca Uygun Sınırlama (Teolojik Redüksiyon) Yöntemi İle Daraltılması, 1.Baskı,On İki Levha Yayıncılık,İstanbul,2016,s.5

[4] Prof. Dr. Andreas Von TUHR,Borçlar Hukukunun Umumi Kısmı Cilt 1-2, Çeviren Av.Cevat EDEGE, Yargıtay  Yayınları No:15,Ankara,1983, s.133,  Prof. Dr. Fikret EREN,Borçlar Hukuku Genel Hükümleri, 21. Baskı,Yetkin Yayınları,  Ankara,2017, s.119,Prof. Dr. Ahmet M. KILIÇOĞLU,Borçlar Hukuku Genel Hükümleri,20. ,Ankara,2016,s.45,Yrd. Doç.Dr. Pakize Ezgi AKBULUT,Borçlar Hukukunda Kesin Hükümsüzlük Yaptırımının Amaca Uygun Sınırlama (Teolojik Redüksiyon) Yöntemi İle Daraltılması, 1.Baskı,On İki Levha Yayıncılık,İstanbul,2016,s.5,Burcu ERDİNÇ, İdari İşlem Kuramında ‘YOKLUK’, Yüksek Lisans Tezi,Ankara,2013,s.7. Belirtmek gerekir ki bir çok yazar ‘irade açıklaması’ kavramı yerine ‘irade beyanı’ kavramını kullanmaktadır. Kanaatimce iki kavramda farklı olmasına karşın özleri gereği aynı sonucu vermektedir. ‘İrade Beyanı’ kullanan yazarlar için bkz. Prof. Dr. Kemal OĞUZMAN/Prof. Dr. Turgut ÖZ,Borçlar Hukuku Genel Hükümleri Cilt 1, 11. Bası,Vedat Kitapçılık,İstanbul,2013,s.36, Prof. Dr. Haluk Nami NOMER, Borçlar Hukuku Genel Hükümler, 14.Baskı,Beta Yayıncılık,İstanbul,2015,s. 31, Prof. Dr. O. Gökhan ANTALYA,Borçlar Hukuku Genel Hükümleri,Cilt 1, Legal Yayıncılık,İstanbul,2015,s.83, Prof. Dr. Pierre TERCIER/Prof. Dr. Pascal PICHONNAZ/Doç.Dr. H. Murat DEVELİOĞLU,1. Baskı On İki Levha Yayıncılık,İstanbul,2016,s.63

[5] Von TUHR,a.g.e., s.133, EREN, a.g.e,s.119,ANTALYA,a.g.e,s.86,AKBULUT,a.g.e,s.6

[6]Von TUHR,a.g.e., s.133, EREN, a.g.e,s.119,ANTALYA,a.g.e,s.84,AKBULUT,a.g.e,s.7

[7] EREN, a.g.e,s.120,AKBULUT,a.g.e,s.10,KILIÇOĞLU,a.g.e,s.45

[8] EREN, a.g.e,s.120 ‘Gerçekten, mevcut bir hukuki ilişkiyi sona erdiren fesih veya dönme işlemi, tek taraflı bir hukuki işlem olup, sadece hukuki işlemi fesheden veya hukuki işlemden dönen kimsenin irade açıklamasından oluşur.’

[9] EREN, a.g.e,s.120-121

[10] EREN, a.g.e,s.121-122, ANTALYA,a.g.e,s.87

[11] TUHR,a.g.e.,s.140 v.d., EREN, a.g.e,s.122-123,AKBULUT,a.g.e.,s.10

[12]EREN, a.g.e,s.122-123,AKBULUT a.g.e.,s.10

[13] VON TUHR,a.g.e.,s.220 v.d.,OĞUZMAN/ÖZ,a.g.e.,s.179,AKBULUT, a.g.e.,s.27

[14] OĞUZMAN/ÖZ,a.g.e.,s.179

[15] OĞUZMAN/ÖZ,a.g.e.,s.179

[16] Ayrıntılı Bilgi İçin Bkz. AKBULUT,a.g.e.23 v.d.

[17] VON TUHR,a.g.e.,s.220,EREN,a.g.e.,s.349, OĞUZMAN/ÖZ,a.g.e.,s.184

[18] VON TUHR,a.g.e.,s.220,EREN,a.g.e.,s.349,AKBULUT,a.g.e.,s.50 v.d., OĞUZMAN/ÖZ,a.g.e.,s.184

[19] VON TUHR,a.g.e.,s.221,EREN,a.g.e.,s.350, OĞUZMAN/ÖZ,a.g.e.,s.184

[20] EREN,a.g.e.,s.350, OĞUZMAN/ÖZ,a.g.e.,s.184

[21] AKBULUT,a.g.e.,s.50 , OĞUZMAN/ÖZ,a.g.e.,s.184

[22] OĞUZMAN/ÖZ,a.g.e.,s.185,AKBULUT,a.g.e.,s.50-51

[23] Sinerji Mevzuat Programı

[24] Sinerji Mevzuat Programı

[25] AKBULUT,a.g.e.,s.52, OĞUZMAN/ÖZ,a.g.e.,s.185

[26] AKBULUT,a.g.e.,s.52, OĞUZMAN/ÖZ,a.g.e.,s.185

Yorum bırakın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Scroll to Top